TEMKİN MÜDDETİNİN HESÂBI

Ahmed Ziyâ beğ diyor ki, (İnhitât-ı ufuk – alçalmış ufuk - zâviyesinin açı sâniyesi cinsinden kıymeti, râsıdın bulunduğu yerin ufk-ı hissîden metre olarak irtifâ’ının kare-kökünün 106,92 ile çarpımına müsâvîdir). İstanbuldaki râsıda yakın olan en yüksek yer Çamlıca tepesi olup, yüksekliği 267 metredir. En büyük inhitât-ı ufuk zâviyesi 29 dakîka olur. Reîs-ül-müneccimîn Tâhir efendi, her günün temkinini hesâb ederek, 1283 [m. 1866] de Kâhire rasadhâne müdîri olunca, hâzırladığı cedvelde ve fâdıl İsmâ’îl Gelenbevî (Merâsıd) kitâbında ve Erzurumlu İsmâ’îl Fehîm bin İbrâhîm Hakkı, 1193 de yazdığı türkçe (Mi’yâr-ül-evkat) kitâbında ve müneccim-başı seyyid Muhammed Ârif beğ, hicrî şemsî 1286 ve kamerî 1326 senesi takvîminin sonunda diyorlar ki, (İstanbulun en büyük inhitât-ı ufk zâviyesi 29 dakîka ve ufk-ı hakîkînin altında, ya’nî sıfırın altında olan bu kadar irtifâ’a âid ziyânın inkisârı (ışığın kırılması) 44,5 dakîka ve güneşin (Nısf-kutr-ı zâhirî)si (yarı çapı), asgarî 15 dakîka 45 sâniye olduğundan, bu üç irtifâ’, güneşin hakîkî tulû’dan evvel görülmesine sebeb olurlar. İhtilâf-ı manzar (paralaks) ise, sonra görülmesine sebeb olur. İlk üç irtifâ’ın toplamından (İhtilâf-ı manzar) mikdârı olan 8,8 sâniye çıkarılınca, bir derece 29 dakîka 6,2 sâniye olur ki, buna güneşin (İrtifâ’ zâviyesi) denir. Güneşin merkezinin hakîkî ufukdan gurûbundan sonra, arka kenârının, bu gurûb vaktinden, bu irtifâ’ zâviyesi kadar, dahâ aşağıya, ya’nî ufk-ı şer’îye inerek, ziyânın en yüksek tepeden gayb olması için geçen zemâna (Temkin) denir. [Meselâ, CASIO hesâb makinası ile,] Herhangi bir günde, İstanbulda güneşin merkezinin ufk-ı hakîkîden (hakîkî ufukdan) hakîkî gurûbu ve üst kenârının ufk-ı şer’îden şer’î gurûbu vaktlerindeki hakîkî ufka nazaran irtifâ’ları olan sıfır derece ve eksi bir derece 29 dakîka 6,2 sâniye irtifâ’lar için, namaz vaktlerini bulmakda kullanılan düstûr (üsûl) ile, bu iki gurûb vaktinin fadl-ı dâir zemânları (zemân farkları) hesâb edilir. Zevâl vaktinde hakîkî zevâlî sâat sıfır olduğu için, iki gurûb vakti, fadl-i dâir zemânı kadar olur. İki vakt arasındaki zemân farkı (Temkin) olur). Meselâ 21 Mart ve 23 Eylülde irtifâ’ zâviyesi 1 derece 29 dakîka 6,2 sâniye, güneşin merkezinin, hakîkî ufukdan bu irtifâ’ mikdârı alçalması için, mahreki (yörüngesi) üzerinde gideceği zemân, ya’nî temkin 7 dakîka 52,29 sâniyedir. Namaz vaktleri düstûrunda meyl-i şems (güneşin meyli) ve ard-ı belde (enlem) bulunduğundan bir şehrin temkin zemânı, Ard (enlem) derecesi ve gün ile değişmekdedir. Bir şehrin temkin mikdârı, her gün ve her sâat aynı değil ise de, her şehr için, vasatî bir Temkin zemânı vardır. Bu temkin mikdârları Temkin Cedveli’nde bildirilmişdir. Hesâb ile bulunan Temkin mikdârlarına iki dakîka ihtiyât ilâve ederek, İstanbul için Temkin, vasatî on dakîka kabûl edilmişdir. Ard derecesi 44 dereceden az olan bir yerde, bir senedeki a’zamî ve asgarî temkin mikdârlarının farkı bir iki dakîka kadardır.

Bir mahalde, şemsin meyli ve Temkin mikdârı ve ta’dîl-i zemân her ân değişdikleri, hakîkî gurûbî zemân birimleri, hakîkî zevâlî zemânlarının birimlerinden cüz’î farklı olduğu, neşr olunan namaz vaktlerinde sâniyelerin dakîkalara yuvarlatılarak verildiği, şehrin en yüksek ve en alçak yeri arasındaki farklılıklar, meteorolojik, coğrafî ve astronomik şartlardaki değişikliklerin dahâ önceden bilinememesi, güneşin meyl ve ta’dîl-i zemânının hesâblarında ampirik faktörlerin bulunması gibi sebeblerden dolayı, hesâb olunan namaz vaktleri, tam doğru olmaz. Vaktin girdiğinden emîn olmak için, hesâb ile bulunan Temkin mikdârına, yukarıda bildirilen farkların yekûnunu karşılamak için, 2 dakîka ihtiyât zemânı ilâve edilmişdir.

Osmânlı âlimlerinin en yüksek makâmı olan (Meşîhat-i islâmiyye)nin hâzırladığı 1334 [m. 1916] senesinin (İlmiyye sâl nâmesi) ismindeki takvîmde ve İstanbul Üniversitesi Kandilli rasadhânesinin 1958 târîh ve 14 sayılı (Türkiyeye mahsûs Evkât-ı şer’iyye) kitâbında, namazların şer’î vaktlerini ta’yîn ederken, Temkin mikdârının hesâba katıldığını görüyoruz. Hakîkî din adamlarından ve hey’et (astronomi) ilmi mütehassıslarından meydâna gelen Hey'etimizin en modern âletlerle yapdığı rasad ve hesâblarla bulunan namazların şer’î vaktlerinin, islâm âlimlerinin asrlardan beri hesâb ile ve (Rub’-ı dâire) âleti ile buldukları vaktlerin aynı olduğunu gördük.

Bunun için, temkin zemânlarını ve dolayısı ile namaz vaktlerini değişdirmek câiz değildir.
Kelimelerin lügat ma’nâsı farklı ve ıstılâh ma’nâsı daha farklıdır. Ya’nî kelimelerin her ilimde, o ilme mahsûs ma’nâları vardır. Temkinin namaz vakitleri bahsinde ve hesâblarında bu ilme mahsûs olan ve burada teferruatlı şekilde açıklanan “ıstılâh” ma’nâsına değil de, “lügat” ma’nâsına bakarak, bunu bir ihtiyât zemânı zan etmek ve efkâr-ı umûmiyeyi bu şekilde şartlandırmak da doğru değildir.

Mesnedden temâmen yoksun olarak, “işçilere kolaylık sağlamak için” gibi iddialara dayanarak, şahsî fikr ve düşüncelerle ileri sürülen gerekçelerle “aşırı ve gereksiz temkin müddetlerini azalttık” demek sûretiyle, temkin müddetlerini kısmen veyâ temâmen ortadan kaldırmak, imsâk ve namaz vaktlerini değiştirmektir, ya’nî müslimânların oruc ve namaz ibâdetlerini bozmak, ifsâd etmekdir.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.